The Lydians and their World (2010)

by Fikret Yegül

Sardeis Artemis Tapınağı

Giriş

Dünyadaki Ion düzenindeki dördüncü büyük tapınak olan Sardeis’teki Artemis Tapınağı, akropolisin batı yamaçlarında, Tmolos Dağı’nın aşağısında uzanan antik Paktolos nehir yatağına açılan geniş vadide çarpıcı bir şekilde yükselmektedir (Res. 1, 2, 3).1 Anadolu’daki diğer iki Artemis tapınağı olan büyük Arkaik/Hellenistik Ephesos ve Menderes Magnesia’sindaki Hermogenes’in eseri Artemis Leukophyrene gibi Sardeis Artemis Tapınağı’nın da cephesi batıya dönüktür. Tapınağın batı ucunda, bir sunağa ait büyük Arkaik kireçtaşı taş blokların işaret ettiği üzere, burası erken dönemlerden beri Artemis’e ait kutsal bir alan olabilir.2 Daha sonra genişletildiği anlaşılan sunağın kesin tarihi bilinmemekle birlikte, tapınaktan daha eski olduğu açıktır.

Akropolisten aşağı doğru inen bir arazi üzerinde doğu batı doğrultusunda uzanan tapınağın doğu kısmı derine gömüldüğü için daha iyi korunmuştur; sütunlarından ikisi günümüze sağlam gelmiştir. Yapının anlaşılabilir durumdaki hâli ve iyi korunmuş detayları, büyük bir Yunan yapısının inşaat sürecini anlamak açısından önemlidir. Yine de batı ucun tamamı, kuzey ve güney peristyller ve çatı gibi kesimler bütünüyle yok olmuş, değiştirilmiş ya da yarım bırakılmışlardır. Elimizde bir bütün ve birkaç parçalanmış arşitrav bloğu vardır, ama frizden, saçak silmesinden ve alınlıktan hiçbir iz yoktur. Bu durum orijinal tasarımı ve izleyen onarımları anlamayı güçleştirmektedir. Üstelik, Sardeis Artemis Tapınağı alışılmışın dışında bir mimariye sahip olduğundan, geleneksel Yunan tapınak planında bir yere yerleştirmek kolay değildir (Res. 4).

  • Şek. 4

    Artemis Tapınağı’nın planı (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

Kullanım Geçmişi

Muhtemelen ön ve arka avlunun ante duvarları arasındaki sütunların da dahil olduğu cellanın inşası Büyük İskender’in ölümünü izleyen yüzyılda ya da daha sonra yakl. MÖ 300-175 arasında tasarlanmış ve geliştirilmiş olmalıdır. Bu süre zarfında tapınağın kullanımda olmasına rağmen, etrafındaki sütun dizileri henüz inşa edilmemişti. Dış sütun sırası, özellikle de doğu ve batıda çıkıntı yapan sundurmalar (pronaos) Roma İmparatorluk Dönemine aittir. MS 2. yüzyılın ikinci yarısında cella iki eşit mekâna bölünmüştür. Yapının içinde ve etrafında bulunmuş Antoninus’lar sülalesinden imparatorlar ile yakınlarına ait devasa portrelerin gösterdiği gibi tapınak imparator kültüne adanmıştır. MS 4.yy sonlarına gelindiğinde, Hristiyanlığın gelişi ile terk edilmiş ve güneydoğu köşesine bir kilise inşa edilmiş olan devasa yapı henüz tamamlanmamıştır. Mermer duvarlarına kabaca kazınmış düzinelerce haç, muhteşem pagan tapınağın yeni kullanım amacına uygun hâle getirme çabalarına şahitlik etmektedir. Ancak zamanla, mermer bloklar, döşemeler, sütunlar, saçaklık ya sistematik olarak Bizans şehrinde kullanılmak üzere parçalanmış ya da kireç elde etmek için yakılmıştır. MS 9 ve 10. yüzyıllarda akropolisten gelen toprak kaymaları nedeniyle derine gömülmüştür. Fakat bazı sütunlar üst kısımları, başlıkları ve arşitravları ile birlikte bize sanki “gel bizi kaz, çıkar” dercesine iyi durumda görünüyorlardı. Bunlar 18 ve 19. yüzyıl seyyahları tarafından kaydedilmişlerdir.3

Kazıların Tarihçesi

Tapınağı gören ve gözlemlerini kaleme alan ilk batılı seyyah belki de Ancona’lı Cyriacus’tur; 1444’te Sardeis’i ziyaret etmiş ve “on iki adet yuvarlak ve büyük sütun” görmüştür.4 Üç yüz yıl sonra, 1750’de Robert “Palmyra” Wood ve ekibi Palmyra ve Baalbek yolu üzerinde Sardeis’te durmuşlar ve antik şehrin görülebilen anıtlarını kaydetmişlerdir. Wood’un arkadaşı ve teknik ressamı Giovanni Battista Borra tapınağın doğu sundurmasındaki altı sütunun ve tapınak detaylarının çini mürekkebi resimlerini yapmıştır (şimdi Londra Klasik Araştırmalar Enstitüsü, Hellen ve Roma Ortak Müzesi’ndedir).5 Wood ayrıca sütunlardan birini kaidesine kadar açmış (#16, kuzeydoğu antesinin doğusunda) ve olasılıkla ilk kazı girişiminde bulunmuştur. O zamanlar sadece 24 yaşında olan tanınmış İngiliz Neo-Klasik mimar C. C. Cockerell 1812 burayı ziyaret etmiş ve ayaktaki üç sütunun eskizlerini çizmiştir. Artemis Tapınağı’na ait masif sütunların ve zarif başlıkların genç mimarın sonraki çalışmalarını etkilediğine şüphe yoktur (Res. 5).6 İzmir’deki İngiliz Konsolosu George Dennis 1850’de cellada birkaç açma açmış ve imparator Antoninus Pius’un (MS 138-161) eşi Yaşlı Faustina’ya ait şimdi British Museum’da olan devasa bir baş bulmuştur.7 1904’te İstanbul’daki Osmanlı Müzesi’ni temsilen Gustave Mendel 5 ve 6 no.lu sütunların arasında ve 1 no.lu sütunun güney kenarında kazı yaparak kaidelere ulaşmıştır.8 Tapınaktaki gerçek ve sistematik kazılar Princeton Üniversitesi’nde mimarlık profesörü ve kazı başkanı olan Howard Crosby Butler tarafından 1910-1914 arasında sürdürülmüştür. Savaş Sardeis ve tapınaktaki kazıların erkenden kapatılmasına sebeb olmuşsa da, sonuçlar Publications for the American Society for the Excavation at Sardis (dipnot 1’e bakınız) başlığıyla iki cilt hâlinde yayımlanmıştır. 1960-1970 arasında, Harvard ve Cornell üniversiteleri işbirliğiyle George M. A. Hanfmann liderliğinde başlatılan Sart Amerikan Hafriyat Heyeti, tapınak ve civarında çalışmalar yapmış, on deneme açması açılmıştır.9 Resmî Sardeis kazıları dışında Artemis Tapınağı 1961’den çeşitli araştırmaların konusu olmuştur.10

1988’den beri Fikret Yegül, Crawford H. Greenewalt, Jr.’un yönetimi altında Sardeis Arkeolojik Araştırmaları için tapınakta kapsamlı bir çalışma yürütmektedir. Projenin başlıca hedefleri arasında yapının ve inşaat detaylarının kayda geçirilmesi ile bazı bilgisayar destekli rekonstrüksiyon denemelerinin gerçekleştirilmesi bulunmaktadır. Tapınaktaki detaylı incelemeler ve dokümantasyon çalışmaları, yapının karmaşık geçmişini aydınlatmakta ve önceki varsayımlardan bazı yönlerden önemli ölçüde farklı bir manzara sunmaktadır.11

  • Şek. 5

    Sardeis Artemis Tapınağı’nın ayaktaki sütunlarının Charles Robert Cockerell (1788-1863) tarafından yapılmış çizimi. Doğu ucu. 7,6 ve muhtemelen 17 no.lu sütunlar. (Yale Center for British Art, Paul Mellon Collection [Folio A N 128 copy 2, drawing opposite plate "Chap.II.Pl.IV" from Antiquities of Ionia by the Society of Dilettanti with annotations by Charles Robert Cockerell, London, 1769-1915])

Yapı

Artemis Tapınağı önde ve arkada sekiz, yanlarda yirmi sütuna sahip bir pseudoperipterostur (içteki sütun sırasının yapılmadığı bir dipteros tapınak; Res. 4). Orijinal pronaos ya da ön revak batıya bakmaktadır; arka revak ise (ophistodomos olarak da adlandırılır) bugünkü kapı yapılmadan önce doğuya yönelmişti. Her ikisi de önde ileri çıkmış dört ve buna karşılılık arkalarında iki sütuna sahiptir. Dolayısıyla, tapınağın yan taraflarındaki koridorlari (pteroma) normal pseudodipteros tapınaklarda olduğu gibi uçları eşit genişlikte ve düzgün şekilde sarmaz. Kenarlar olağan şekilde iki interaxial (sütunlar arası açıklık) genişliğindedir, ama uçlarda bu açıklık üçe çıkar. Yanlarda 4,99 m’de sabit olan sütun arası genişlik önde ve arkada değişgenlik gösterir: köşelerde 5,31 m’den başlayarak, 5,45 m’ye, 6.65 m’ye ve merkezde 7,06 m’ye çıkmaktadır. Böyle karmaşık değişmelere ve küçülmelere sahip interaxial mesafeleri Hellenistik tapınak mimarisinde sıra dışıdır. Bu, Ephesos Artemision’unda izlenebilen Arkaik bir Ion uygulamasıdır. Peristylosun dıştan dışa boyutları 44,58 m x 97,60 m’dir (ya da kabaca 151 x 300 Roma ayağı). 23,0 x 67,52 m ölçülerindeki (yaklaşık 1:3 oranında) cella’nın olağanüstü şekilde uzun olması, ya başka bir Arkaik özelliktir ya da “arkaik görünümü verilmiş” bir tasarımdır. Cella tabanı sundurmalardan ve gezinti yerlerinde yaklaşık 1,60 m yüksektedir. Orijinal Hellenistik planda, yeri kumtaşı temel blokları üzerinde korunmuş kült heykeli kaidesi ya da podyumu cellanın ortasındaydı. Konumları sadece mermer temel taşları üzerinde belli olan iki sıra hâlinde on iki ince uzun sütun tavan aralığını kısaltmakta ve çatıyı desteklemekteydi (Cella boyunca dizilen sütunların merkezden merkeze uzaklıkları 9,40 m, net açıklık ise yaklaşık 7,80 m’dir). Anteler arasında orijinal pronaos (batı) 18,20 m x 17,70 m’dir. Ophistodomos (doğu) 18,20 m x 6,01 m boyutlarındadır (1:3 oranına yakın). Yan gezinti yerleri 8,23 m genişliğindedir (sütun sırası ile 10,78 m); antelerden ölçüdüğünde yaklaşık 12,45 m’dir (sütun sırası ile 15,05 m). Temel ve plinthos seviyesinde yapılan titiz ölçümler, cellanın kuzey ve güney duvarlarında belirgin dışbükey eğimin (kurvatur) varlığını ortaya çıkarmıştır. Uygulamanın tam kapsamı ve sürekliliği tapınak temellerinin oturmasıyla uyuşmaktadır.12

Görünen o ki, doğu ve batı sundurmalarının sütunları dikilmiş, ama sadece doğudakiler korunmuştur; yan cephedeki bazı kaide temelleri şimdi kayıp olan sütunları taşıyor olmalıydı. Çıkıntı yapan batı sundurmasına ait altı sütundan beş tanesi temel seviyesinde günümüze gelmiştir; bir tanesi (no. 52; kuzeybatı köşedeki sütun) bütünüyle kayıptır ve muhtemelen hiçbir zaman yapılmamıştır. Güneybatı köşe sütunu (no. 64) dışında, batı cephesindeki sütunların hiçbirinin inşasına temel seviyesinde bile başlanmamıştır. Buna karşın, doğu uçtaki sekiz sütunluk muhteşem sıra farklı yüksekliklerde korunmuştur. Bunlardan ikisi, no. 6 ve no. 7, başlıkları ile birlikte Antik Çağdan beri toprak üstündeydi.

  • Şek. 4

    Artemis Tapınağı’nın planı (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

Yapı Tarihçesi

Artemis Tapınağı’nın yapılışı arkasındaki ilham, İskender sonrası dünyanın ideolojik ve maddeci genişlemesinden gelir. Bununla birlikte hiçbir kaynak tapınağın inşasını İskender’in MÖ 334’te Sardeis’e yaptığı kısa ziyaretle ilişkilendirmez. Orijinal yapının genel itibarıyla Didyma Apollon Tapınağı ya da Geç Klasik Ephesos Artemis Tapınağı gibi Ion düzenindeki büyük örneklerin plan ve boyutları göz önünde bulundurularak dipteros planında tasarlanmış olması mümkündür.13 Devasa yapının inşasına muhtemelen MÖ 281’deki Korupedion Savaşı’nda sülalenin kurucusu I. Seleukos’un Lysimakhos’u Sardeis’de yenmesinden hemen sonra Seleukos’lar tarafından başlanmıştır. Bu tarih, “Antigonos oğlu Demetrios’un kızı” Stratonike’dan bahseden bir adak yazıtı sayesinde öne çıkmıştır, zira metindeki Stratonike, I. Seleukos’un (MÖ 301-381) karısı imparatoriçe Stratonike olmalıdır.14 Cella’nın ve muhtemelen ön ve arka sundurma ile birlikte anta duvarlarının tamamlanmış olduğuna ve tapınağın MÖ 3.yy sonlarında kullanımda olduğuna dair diğer bir yazılı kaynak da Mnesimakhos Yazıtıdır. Kuzeybatı anta duvarının iç kısmında kısmen in situ korunmuş olan söz konusu yazıt, Mnesimakhos adlı birisinin ipotek mecburiyetlerinin detaylarını içermektedir ve yakl. MÖ 250-200’e tarihlenir.15 Cella içindeki kült heykeli kaidesinin temelinde bulunan 127 sikkenin tamamının MÖ 200’den öncesine ait olması bu varsayımı desteklemektedir. Bu tarihte dış sütun sırasında henüz çalışılmaya başlanmamıştır.16

Birkaç bilim adamı, pseudoperipteros planındaki peristylosun MÖ 2. yüzyılın son çeyreğindeki ikinci yapı evresi olan Hellenistik Döneme yerleştirilmesini savunmakta ve belki de Hermogenes ve onun tasarladığı ünlü Menderes Magnesia’sında bulunan Artemis Tapınağı’ndan etkiler taşıdığını ileri sürmektedirler (Res. 6).17 Bu cazip bir varsayımdır ve iki Artemision arasında bazı benzerlikler şüphe götürmez (örneğin, cella bölmeleri, sütun dizilişleri ve kült heykeli kaidelerinin merkezî konumu gibi). Ancak iki tapınağın planları arasındaki farklar önemli ve temeldir; özellikle de Sardeis’in oldukça sıra dışı ön ve arka sundurmaları ile Arkaik görünümü verilmiş karmaşık interaxial kısalmaları Hermogenes’in elinden çıkma pseudodipteros Magnesia tapınağının geleneksel planıyla karşılaştırıldığında farkların benzerliklerden çok daha temel ve önemli olduğu ortaya çıkar. Plan bazında Sardeis Artemision’u gerçek bir pseudoperipteros değildir.

  • Şek. 6

    Meandros üzerindeki Magnesia’da bulunan Artemis Tapınağı’nın planı (Humann 1904, Abb. 30.)

Güncel Çalışmalar: Yapım Teknikleri ve Detayları

Tapınakta yürütülen çalışmalar bütün peristylosun ve bölünmüş cellanın Roma İmparatorluk Döneminde uygulanan tek bir proje olduğunu göstermiştir. Bu sonuç iki mimari ve arkeolojik veri tarafından desteklenmektedir: Öncelikle peristylos sütunlarının mermer kaide temelleri (yakl. 1,70-1,90 m derinlikte), Roma betonunun (opus caementicum) tipik yerel çeşidi olan kireç harçla karıştırılmış büyüklü küçüklü dere taşlarından yapılı bir dolgu tarafından birbirine bağlanmıştır. Buna karşılık cella duvarlarının tipik Hellenistik uygulaması olan yakl. 2,50-3,0 m derinliğinde kesintisiz devam eden taş temelleri vardır. Harçlı taş dolgunun nitelikleri ve inşat detayları, Butler’ın öne sürdüğü gibi, bunun daha geç bir dönemde destek olarak eklenmediğini, sütunların blok taş temelleri ile aynı zamanda hazırlandığını göstermiştir. İkincisi, uzun kuzey ve güney kenarlarının sadece birkaç temel taşı kaide ya da sütun taşıyabilirdi, çünkü bunların üst sıraları hiçbir zaman bitirilmemiştir. Böyle örneklerde (bazıları tapınak dış koridorunun seviyesinin aşağısında bırakılmıştır) üst sıralar birbirine kabaca birleştirilmiş, yüzeyleri pürüzlü çok kaba bloklardan meydana gelmektedir. Bu bloklar onları kaldırmak için gerekli yarı bitirilmiş levis oyukları dışında kenet, zıvana yuvaları ya da sıra işaretleri gibi olağan inşaat unsurlarından yoksundurlar.

İki Farklı Yapı Tekniği

Tapınağın duvarları, kaideleri ve temelleri iki ana yapı katıyla ilişkilendirilebilecek açıkça farklı iki yapı tekniği göstermektedir: Hellenistik ve Roma İmparatorluk dönemleri. Orijinal Hellenistik yapıda, mermer bloklar birbirlerine “I” şeklinde (“çubuk”) kenetlerle bağlanmıştır. Taşların üzerindeki küçük, kare zıvana oyukları, blokları yerleştirirken küskü için kullanılan manivela delikleri ya da “yarıklar” ile eşleşir. Zıvana yuvalarının kurşun akıp gitmesi için kanalları yoktur. Hiçbir Levis deliği bulunmamaktadır. Bloklar iyi tıraşlanmış ve birbirine ustaca uydurulmuştur. Bu yapı teknikleri cellanın dört ana duvarı ile iç sütunların temel taşlarına aynı tarzda uygulanmıştır. Bu tip inşa tekniği Anadolu’daki Hellenistik Dönem duvarcılığında yaygındır ve Priene Athena, Magnesia Artemis, Letoon Artemis gibi Geç Antik ve Hellenistik tapınaklardaki kesme taş blok inşa teknikleri ile karşılaştırılabilir. Roma tekniği olarak bilinen ikinci yapı tekniğinde nispeten pürüzlü yüzeyler ve daha kaba birleşme yerleri söz konusudur. Çoğu devşirme malzeme olan blokların boyları ilk tekniktekine göre daha küçüktür (özellikle duvarın ortasında “dolgu” olarak kullanılanlar). Levis oyukları iki yana doğru genişlerler ve (“double splayed”) daha büyüktürler ve bütün bloklarda görülürler. Büyük “kelebek” (ya da “kanat”) kenetler taban ve stylobatın aşağısındaki taş sıraları için kullanılmıştır. Stylobat seviyesinde veya üzerinde olağan çubuk kenetler standarttır. Bunlar sıkça kullanılırlar ve bazen bir bloğu yanındakilere dört kenarından ya da daha fazla yerinden kenetlerler. Kare zıvana yuvalarının genellikle kanalları mevcuttur. Bu inşa tekniği cella’yı enlemesine ikiye bölen doğu duvarı (crosswall) ve gene aynı şekilde batıda kesen yeni duvarın (bu yeni duvar doğu ‘cross wall’ın yaklaşık 12,80 m batısında yapılmıştır) ve doğu ile batı sundurmalarınki dâhil bütün peristylos sütunlarının temellerinde tutarlı şekilde uygulanmıştır (Res.7, 8).

  • Şek. 7

    Artemis Tapınağı, kuzeyden kuzey duvar ile cellayı bölen enine duvarın (cross wall) birleşme yeri (Fikret Yegül şahsi fotoğrafı)

  • Şek. 8

    Kuzeyden kuzey duvarı ile enine duvarın (cross wall) birleşme yeri (Res. 7’de gösterildiği üzere), inşa detaylarını gösteren perspektif çizimi (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

Hellenistik Tapınak

Eğer Geç Hellenistik ya da Erken Roma İmparatorluk Döneminde Artemis Tapınağı’na bakıyor olsaydık, yapının basit ve sıra dışı görünüşü bizi şaşırtabilirdi: zarif detaylarla vurgulanmış parlak beyaz duvarların şekillendirdiği tuhaf biçimde uzun ve yüksek mermer bir kutu ve bu kutuyu örten mermer kiremitli ve alınlıklı basit kırma çatı; çevre sütunları olmayan, sadece cella’dan oluşmuş bir bina. Bu mermer kutu olasılıkla doğudan batıya eğimli alçak bir toprak dolgu üzerinde yükseliyordu. Daha erken olan sunak batı kenardaki alçak zemin üzerinde duruyordu ve doğal rampa, mermer basamaklar ya da her ikisi aracılığıyla cellanın yüksek batı sundurmasına (veya ön cephesine) ulaşılıyordu. Roma İmparatorluk Döneminde yerinden sökülüp aynı sundurmanın kuzeybatı kenarında tekrar ayağa kaldırılan basamaklar belki de bunlar olmalıdır. Tapınak çevresinde cella ile sunağın katı geometrisini yumuşatan bitki ve ağaçlar ile sunağa ait çok sayıda küçük adak anıtı bulunuyordu. Bu adaklardan biri yazıtlı bir taş blok üzerinde duran Artemis rahibesi heykelidir ve tanrıçayı şu sözlerle onurlandırır: “Ey Artemis, Sardeis’i Diphilos’un kızı Moskhine’nin dualarıyla hep koru!”18

Yunan-Roma Tapınağı

Sıra dışı uzun bir durgunluk safhasından sonra, Sardeis Artemision’unda büyük çaplı inşaat faaliyeti MS 2. yüzyılda yeniden başlamıştır. Cella 0,90 m kalınlığında bir duvarla (crosswall) hemen hemen eşit uzunlukta iki mekâna ayrılmıştır (doğu mekânı 25,76 m, batı mekânı 25,20 m). Orijinal batı duvarı ve kapısı öne doğru (batıya) getirilerek doğu sundurması ile aynı derinlikte yeni bir batı sundurması oluşturulmuştur (6,07 m). Batı pronaosun tabanı cellanınkinden yaklaşık 1.60 m daha aşağıda olduğundan, batıdaki yeni eklemeyi cellanın seviyesine çıkarmak için dolgu yapılmıştır. Arka sundurmanın boş doğu duvarı açılmış ve zarifçe işlenmiş söveleri olan anıtsal bir kapıyla birlikte yeniden inşa edilmiştir. Kapıya ulaşan basamaklar tapınağın orijinal batı kapısındakilerin taklidi olmalıdır. Bütünüyle süslenmiş kapı sövesinin (boncuk dizisi, yumurta-ok dizisi, Ion kymationu ve içbükey silmeden oluşur) Anadolu’dan diğer mimari bezeme örnekleriyle karşılaştırılarak yapılan detaylı üslup incelemesi, Hadrianus Dönemi sonlarına işaret etmektedir.19 Yeni “batı cellası”nın arka tarafında yeni bir kült heykeli kaidesi yapılmıştır; bu kaidenin harçlı moloz taşlarından yapılmış temelleri korunmuş durumdadır. Doğu ve batı uçlardaki altı sütunlu prostylos sundurmaları bu dönemde, orijinalinde bulunan ortadaki kaideli in antis iki sütunun öne alınarak yeniden dikilip her birine dörder sütun eklenmesiyle meydana getirilmiştir (doğuda no. 11 ve no. 12; batıda no. 53 ve no. 54).20 Böylece, açıklıklarının fazlalılığı yüzünden (13,5 m x 18,0 m) çatı ile üzerleri kapatılmayan prostylos’lar salona benzer muhteşem üstü açık mekânlar yaratmışlardır (Res. 9).

Doğu sundurmaya ait iki iyi korunagelmiş sütun (no. 11 ve 12) Klasik mimaride sıra dışı öğelerdir (Res. 10). Bunlar ince, uzun yivli gövdelere sahip ve yüksek (2,17 m), ama yarım kalmış kaideler üzerinde yükselmektedir. Tapınakta yiv kullanımının bitirilmiş tek örnekleridir. Bu sütun gövdeleri ve bir zamanlar taşıdıkları ustaca işlenmiş Ion başlıkları tapınağın orijinal Hellenistik safhasına atfedilmektedir; muhtemelen cella içinde kullanılan bazı sütunlardan devşirilmişlerdir. Orijinal yapıya ait devşirme sütun tamburlarının kesilip yeniden birleştirilerek yapıldığı kabaca işlenmiş kaideler ise Roma Dönemi yapı evresine aittir. Bu başlıklardan biri (“C”) New York Metropolitan Sanat Müzesi’ndedir ve peristasis sütunlarının başlıklarından daha küçüktür. Butler kaidelerin giderek genişleyerek çıkıntı yapan üst kısımlarının Arkaik ve Klasik Ephesos Artemision’unda görülen kabartmalı sütun tamburlarında (columnae caelatae) olduğu gibi kabartma heykeltraşiye ayrıldığını düşünmüştür.21 Bu mümkündür; fakat diğer bir varsayım da dışa taşan bloklar, kaidenin çıkıntı yapması gereken bir üst süsleme taşımak için planlandığını gösterebilir. Her durumda zarif işlenmiş, ince, yivli Ion sütunlarını taşıyan bu yarı bitmiş, kaba yontulu kaide sütunları, tapınağın güçlü orta eksenini vurgulayan değişik ve göz alıcı özelliklerdir.

Tapınağın sıra dışı tasarımından etkilenen ve “Hellenistik mimari dâhilinde bilinen her şeyden değişik, her şeye yabancı” yakıştırmasını yapan Butler, bu sütunların ocakta çaplanmış “kübik” kaideler üzerinde yükselmesini –ayrıca Ephesos Artemision’undakileri- Anadolu’nun kendi geçmişine, “sütunların sfenks şeklinde işlenmiş kaideler üzerinde taşındığı” Yakın Doğu ve Hitit tapınaklarına kadar götürerek bu elemanların erken bir Lidya tapınağından alındığını ortaya atmıştı.22 Hellenistik tapınağımızın bir Lidya’lı öncülü bulunmamakla birlikte, Butler’ın Sardeis’teki Lidya kültürü ve geleneklerinin Geç Klasik Döneme kadar devam ettiğine dair yaratıcı düşüncesi dikkate değerdir. Sütun no. 12’in (güneydeki bitmemiş yüksek kaideli sütun; apophygesi (apofij; sütunun kaideye oturduğu yerdeki geçiş silmesi) üzerinde bulunan ve Artemis’e Bakivas’ın akrabası (oğlu ?) tarafından yapılmış bir adağı içeren Lidya yazıtı belki de sütun ile kaideyi bağışlayanın adını vermektedir. Bir başka benzer Lidya adak yazıtı muhtemelen batı sundurmada kullanılan devşirme Hellenistik sütunlardan birine (No. 37) işlenmiştir. Eğer bu sütunlar yakl. MÖ 300-280’e tarihlenen orijinal tapınağa aitse, Kroisos’un eski başkentinde Lidya dili ve Lidya devrine soylanan ailelerin Klasik Döneme kadar uzandığı ve anlam ve prestijini koruduğu açıktır.23

Yarım kalmış muazzam bir Yunan tapınağının arka arkaya iki cella barındıran pseudoperipteros planlı bir Roma tapınağına dönüştürülmesi belirli bazı sorunlar ortaya çıkarmış ve bunlara sıra dışı mimari çözümler sunmuştur. Anadolu’daki basit tetrastylos-prostylos iç sundurmalara ve cella çevresinde çift sütun sırası genişliğinde koridorlara sahip tipik pseudoperipteros tapınakların (Ankara’daki Augustus ve Roma, Aizonai’daki Zeus tapınakları gibi) aksine, Sardeis’teki iki sutun dizisi genişliğindeki yan dış koridorları ön ve arkada üç sütun dizisi genişliğine dönüşürler ve pronaos’larla birleşirler. Olasılıkla üstü açık, göğe yükselen bu kübik hacimli mekanlar, Hermogenes ve onun dünyasındaki standart tapınak mimarisinde pek görülmeyen dramatik bir mekân algılaması yaratmış olmalıdır.24 Sardeis Artemision’un kökleri inkar edilemeyecek şekilde Anadolu’nun tarihi ve gelenekleri içindedir, fakat bunun arkasında yatan ve dışarıdan görülebilen karma kaynaklar ve gelenekler vardır.

Sardeis tapınağının derin ve kutu benzeri tetrastylos-prostylos planındaki sundurmalarının benzerleri İtalya’da bunabilir: Roma’da Forum Boarium’daki Cumhuriyet Dönemine ait Portunus Tapınağı ya da Augustus Forumu’ndaki Mars Ultor Tapınağı gibi... Roma tapınak tasarımı, başlangıcından itibaren her zaman geniş bir ön sundurma ile cella önündeki mekânı vurgulamıştır; sundurmanın genişliği bazen cellanınkine ulaşmıştır (Roma Forumu’ndaki Tanrısal Iulius Tapınağı ve Roma’da Palatinus’taki Apollon Tapınağı gibi). Bu özellik Etrüsk tapınaklarından bahseden Vitruvius tarafından da belirtilmektedir (Vitruvius 4.7.1).25 Konumuzla ilgili Anadolu’daki üç Roma İmparatorluk Dönemi tapınağının (Aphrodisias Aphrodite, Ankara Augustus ve Roma, Aizanoi Zeus tapınakları) derin ön sundurmalar barındırmaması ilginçtir. Sardeis’teki bağımsız ve mekansal sundurmaların yaratılmasında rolü olduğu iddia edilen İtalyan etkisi, tapınağın bir dizi İtalya tapınaklarıyla, özellikle de üç koridorlu pseudodipteros sundurmaya sahip Hadrianus’un Pantheon’uyla karşılaştırılarak gösterilebilir.26 Yuvarlak planına monte edilen ön sundurmasıyla Pantheon pseudodipteros değildir; aslında peristylos bile sayılmaz. Fakat Pantheon’un octastylos sundurması ile bu sundurmanın yanlarda iki sütun aralığı genişliğindeki “koridorlar” tarafından eşlik edilen üç sütun aralığı genişliğindeki ferah merkezî “nefi” bir pseudodipteros tasarımını taklit eder (Res. 11). Hadrianus ile olan bağ, Sardeis tapınağındaki arka arkaya iki cellanın Roma’daki Venus ve Roma Tapınağı’nın planıyla karşılaştırılmasından anlaşılabilir.27 Bütün bunlar Roma ile Sardeis’teki projelerde doğrudan ve özel bir ilişki bulunduğu anlamına gelmez (bununla birlikte Traianus ve Hadrianus döneminde Anadolu ile Roma arasında mimari yakınlığın varlığı gösterilebilir). Roma’dan bir İtalyan mimarın ya da tasarımın getirildiğini düşünmek için çok az nedenimiz vardır. Aslında, Sardeis Artemision’unun Roma evresinde çalışan meçhul mimarın takip edebileceği en yakın rehber özellikle dar ve uzatılmış Hellenistik cella gibi zaten yapılmış, bitmiş, değiştiremeyeceği gerçeklerdi. Yine de Roma İmparatorluğu’nun giderek genişleyen dünyası içinde sanat ve mimariye dair fikirler başkent ile eyaletler arasında değiş tokuş edilmiş, hiçbir dönemde entelektüel ve sanatsal sınırların geçirgenliği Hadrianus’un belirlediği kadar verimli ve fırsatlar açık olmamıştır.

Tapınağın Roma evresi için kesin bir tarih söylemek zordur. Harçlı taş dolgunun yaygın ve yetkin kullanımı Orta İmparatorluk Dönemine uygundur, fakat kesin ve güvenilir bir tarih vermekten uzaktır. Mimari süsleme stiline göre, ama yine kesin olmadan Hadrianus’un saltanatının sonlarına tarihlenen doğu kapısının süslemeli sövesi tarihlemede daha fazla yardımcı olabilir. Doğu sütun sırasındaki sütunlardan (no. 4) birinin alt silmesi üzerindeki yazıt, torus ve plinthosun yekpare mermerden yapıldığını ve “bütün sütunlar arasında ilk ayağa kaldırılanın kendisi” olduğunu övünçle ilân eder. Harf biçimleri ve epigrafik üsluba dayanarak Hadrianus-Antoninus dönemi (yakl. MÖ 140) ileri sürülmüştür ve bu görüş diğer dolaylı kanıtlarla da desteklenmektedir.28 Hadrianus Anadolu’da çok dolaşmıştır ve Kyzikos’taki muazzam pseudodipteros ile Ephesos ve Sagalassos’taki tapınakların da dâhil olduğu bazı tapınaklar kendisine “tanrı olarak” adanmıştır. Hadrianus MS 123/124’teki Phrygia ve Lidya ziyareti muhtemelen Sardeis’i de içeriyordu. Gezgin imparatora adanmış bir heykelin kaidesi buna işaret etmektedir.29 Hadrianus’un yaptığı düşünülen ziyaretten önce ilk neokoros onurunu (Roma imparator kültüne ait bir eyalet tapınağı barındırma ayrıcalığı) zaten almış olan kentin, ziyaret sebebiyle ikinci kez aynı unvana layık görülmesi mümkündür (büyük kentler için birden fazla onurlandırma sıra dışı değildi); zaten Sardeis gibi önemli bir kent için böyle bir onurlandırmanın zamanı zaten çoktan gelmişti.

  • Şek. 9

    Artemis Tapınağı, celladan görünüm ve batıdan doğu kenardaki prostylos sundurma (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

  • Şek. 10

    Artemis Tapınağı, doğu sundurmadaki 11 ve 12 no.lu sütunların kaideleri, güneyden (Fikret Yegül şahsi fotoğrafı)

  • Şek. 11

    Roma’daki Pantheon’a ait kısmî sundurma planı ile Sardeis Artemis Tapınağı doğu sundurmasının planı (Fikret Yegül)

İmparator Kültü Merkezi Olarak Tapınak

Tapınağın içinde veya civarında Antoninus’lar sülalesine atfedilen beş adet devasa portre başı bulunmuştur. Bunlar olasılıkla Antoninus Pius, Marcus Aurelius (Zeus?), Yaşlı Faustina, Lucilla (Artemis?) ve Commodus (1996’da bulunmuştur)’tur (Res. 12).30 Hadrianus’un başı kayıptır, ama bu hiç varolmadığı anlamına gelmez. Tapınaktaki — en önemlisi cellanın bölünmesi olan — yeni düzenlemeler, Sardeis’e Hadrianus’un saltanatının sonu- Antoninus’lar sülalesinin başında Sardeis’e bahşedilen birinci ya da ikinci neokoros unvanı dolayısıyla yapılmış olabilir.31 Bu yenileme işleminin sonucunda olasılıkla Artemis batıya bakan cellayı elinde tutmuştur (hatta belki Roma İmparatoriçesi Faustina ile paylaşmıştır) ve imparatorlar ailesi de yeni yapılmış doğuya bakan cellaya yerleşmiştir (belki de Zeus Polieus ile birlikte).32 Portre başları doğal boyutların 3,5-4 katıdır ve yaklaşık 6-8 m yüksekliğindeki heykellere aittir. Antoninus ailesine katılan her üye ile birlikte, tek tek ya da grup halinde betimlenmiş oturan ya da ayakta tasvir edilmiş bu kült heykelleri (agalma) 18 m yüksekliğindeki geniş cellayı bile dolduracaklardır.33

Sardeis Artemis Tapınağı en iyi şekilde Hellenistik ve Roma dünyaları arasında bir geçiş yapısı olarak tanımlanabilir. Lidya Krallığı’nın başkentinde yükselen tapınak, bir yandan şehrin özelliği olan bazı ilginç Arkaizmleri sergilerken, öte yandan İskenderiye sonrası Modernizm anlayışını da benimsemiştir. Tasarım özgürlüğünü cesaretlendiren, ama yeni nizamlar yaratıp uygulamaya koyan bir dünyada dengede durmaktadır. Bunu yaparken geleneksel birikimin estetiği kadar oylumsal eklemleme duygusunu takip etmekte, saygıdeğer bir yerel kültün geleneklerini vurguladığı kadar imparatorların hâkimiyetinde dinin yeni konumunu da sahiplenmektedir. Sonuçta, Sardeis Artemis Tapınağı Greko-Roman mimarisi kapsamında yaratıcı bir deneyimdir. Hepsinden önemlisi, imparatorluğun Yunan modellerini ve esinlerini yapı ve mekâna dair yeni fikirlerle birleştirerek ikili kültürel ve sanatsal mirasını bütünleştirme konusundaki başarılı çabasını yansıtmaktadır.

Dipnotlar